Reklam
Reklam
Taşköprülülerin Buluşma Adresi Taşköprü Postası'na Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,69 / Satış: 5,71
€ EURO → Alış: 6,29 / Satış: 6,31

“Milletimizin ihtiyacını alın teri ile karşıladığı Türkiye hedefliyoruz”

“Milletimizin ihtiyacını alın teri ile karşıladığı Türkiye hedefliyoruz”
  • 10.09.2019
  • 343 kez okundu
Reklam

 

  • Partisinin Kastamonu 1. Olağan Kongresi’ne katılan Genel Başkan Fatih Erdoğan,
    “Yeniden Refah Partisi olarak milletimizin her bir ferdinin çalışacak işi, aşı olduğu, ihtiyacını sadaka, zekat, erzak paketi ile değil, alın teri ile karşıladığı bir Türkiye hedefliyoruz” dedi.
  • Memura verilen maaş zamlarının yetersiz olduğunu söyleyen Erbakan,iktidara gelir gelmez memura yüzde 50 zam vereceklerini ifade etti ve “Yüzde 30 enflasyonun olduğu bir ülkede bunun altında verdiğin zam, maaş artışı olmaz” diye konuştu.
  • Yeni parti kurma hazırlığındaki isimleri, hükümette bulundukları döneme ilişkin bildiklerini kamuoyu ile paylaşmakla eleştiren Erbakan, “Bunun manası siyasi şantajdır. Bu siyasi şantajı yapanlara sormak lazım: Neden bu yanlışların içinde yıllarca başbakanlık, bakanlık yaptınız?” dedi.


Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Yeniden Refah Partisi olarak milletimizin her bir ferdinin çalışacak işi, aşı olduğu, ihtiyacını sadaka, zekat, erzak paketi ile değil alın teri ile karşıladığı bir Türkiye hedefliyoruz.” dedi.

Erbakan, Kuzeykent Grant Moni Konferans Salonu’nda düzenlenen partisinin Kastamonu İl Başkanlığı 1. Olağan Kongresi’nde yaptığı konuşmada, toplu sözleşme kapsamında memura verilen maaş zamlarının yetersiz olduğunu söyledi.

Göreve gelir gelmez emekçisine en az yüzde 100 zam veren anlayışın temsilcisi olduklarını anlatan Erbakan, “Bir kategorideki Bağ-Kur emeklilerine bir senede yüzde 300 zam veren bir anlayışın temsilcisi olan Yeniden Refah Partisi olarak bundan sonraki seçimde iktidara gelir gelmez memurumuza yüzde 50 zam vereceğiz. Yüzde 30 enflasyonun olduğu bir ülkede bunun altında verdiğin zam, maaş artışı olmaz.” diye konuştu.

Yıllarca AK Parti hükümetlerinde milletvekilliği, bakanlık ve başbakanlık yapmış bazı siyasetçilerin son günlerde hükümette bulundukları döneme ilişkin bildiklerini kamuoyu ile paylaşmakla CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğan’ı ve iktidarı tehdit ettiğini. Bunun manasının siyasi şantaj olduğunu ifade eden Erbakan, kongredeki konuşmasında şunları söyledi:

KONGREDEKİ KONUŞMASI

“Nereden bu noktaya geldik. 1995’de Türkiye’mizde kamu işletmelerinin sayısı 278 adetti, 1995’te 278 adet olan kamu işletmelerinin sayısı 2000 yılına gelindiğinde 200 adete düştü arkasından mevcut AK Parti iktidarının göreve gelmesinden itibaren geçen 17 senede 240 kamu kuruluşundan elde kala kala 71 tanesi kaldı. Dolayısıyla mevcut iktidar, en fazla sayıda satan, elden çıkaran ve yok eden iktidar olarak tarihe geçmiş oldu. Neler satılmadı ki; eti holding, TÜPRAŞ, tekel, Türk Telekom, Tümosan… Bunları saymak kolaydır ama bunların değerleri, stratejik önemleri, bu kuruluşların bu günlere gelmesinde verilen emekler… Bunları hesap ettiğimizde; ne kadar acı bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Sadece bunlar mı? Hayır; limanlar, şeker fabrikaları, termik santraller, elektrik dağıtım şirketleri… Daha nice devlet kuruluşları birer birer satıldı ve elden çıkarıldı ve çok önemli bir kısmı da amacına uygun olarak kullanılmıyor. Şeker fabrikaları, Tuz işletmelerini sattılar, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin buğday silolarını da boşalttılar. Ne demek bunun manası; AK Parti iktidarı üç beyazdan uzak duruyor. Doktorun tavsiyesine uydular, elde avuçta ne varsa sattılar. Geldiğimiz noktada; ‘varlık fonu’ adı altında ‘yokluk fonunu’ kurdular. Neden yokluk fonu? Çünkü elde avuçta bir şey kalmamış en sonunda da artık borç bulabilmek için borca karşılık ipotek ettirebilmek için; dededen, nineden kalma antika eserleri hayırsız evlatların ortaya koyduğu gibi bunlar da elimizde olan son kuruluşlarımızı, varlık fonu adı altında yokluk fonunu kurarak masanın üzerine koydular”

“Borç alan, emirde alır. Biz yıllardan beri ne diyoruz; varlık fonu iflastan önceki son duraktır. Artık devlet garantisiyle, hazine garantisiyle, devlet yetkililerinin attığı imzayla dış güçler borç vermiyor; bize ipotek edeceğimiz somut varlık getirin diyorlar. Bunlar da; varlık fonuyla elimizdeki varlıklarımızı da borç karşılığında ipotek ettiriyor. Böyle bir noktaya gelmiş durumdayız, devletin kasası boşalmıştır. Borcu borçla kapatarak, iktidarlarını devam ettirmeye çalışmaktalar. En son olarak, Merkez Bankası’nın dokunulmaz hesabı olarak sakladığı; kara gün akçesine dahi göz diktiler. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir hükümet, Merkez Bankası’nın kara gün akçesini kullanmak için gerekli yasal düzenlemeyi yapmak üzere düğmeye bastı. Hükümet borcu borçla kapatarak günü kurtarmaya çalışıyor. Bu sadece bu günün ve son birkaç günün olayı değil, herhangi bir ilave kaynak üretmediler, ihtiyaçları için sadece vergi, zam, devletin varlıklarının satılması ve borçlanma haklarını kullandılar. Kendilerinden hiçbir kaynak paketi koymadılar, paramı lazım; zam yap, paramı lazım; varlıkları sat, paramı lazım; git İngiltere’den borç al. Bir gün olsun zamsız, borçsuz, vergisiz ilave bir kaynak üretmediler

“Sıra vatandaşa gelince her zaman olduğu gibi sineğin yağını hesap edenbir anlayışla memur ve memur emeklimize 2020 yılı için yüzde 4+4 lük atış 2021 yılı içinde yüzde 3+3’lük artışı reva gördüler… bu tablo ülkemiz için milletimiz için en başta da kamu emekçilerimiz için son derece acı ve ibretlik bir tablodur, her türlü lükse, kamu araçlarına, uçaklara, protokol masraflarına, oturdukları sarayların giderlerine para bulan hükümet; sıra kamu emekçilerine gelince, memur ve memur emeklilerine gelince adeta çay ve simit hesabı yaparak maaş zammı vermeye kalkıyor. Asla unutulmamalıdır ki; devletimizin gücünü, saygınlığını iktidarda olanların bindiği uçaklar, makam araçları, oturdukları saraylar değil, memurlarımızın, memur emeklilerimizin refah düzeyi temsil eder, yaşam standartları temsil eder. Hükümetin itibarı; milletine, emekçisine sağladığı imkânlarla ölçülür. Bu düzeydeki maaş zamları matematiksel olarak bir artış olarak dahi kabul edilemez. Yüzde 4+4 veriyorsun yüzde 3+3 veriyorsun… Enflasyon yüzde 30 olmuş, doğalgaza yine zam yapılar, elektriğe bir senede yüzde 50 pahalanıyor, doğalgaz bir senede yüzde 50 pahalanıyor, gıda harcamaları bir sende yüzde 30 artıyor; siz memura, emekliye yüzde 4+4, 3+3 vermeye kalkıyorsunuz. 5 milyon memur ve memur emeklisine aileleriyle 20 milyon vatandaşımıza verilecek olan yıllık maaş artışının toplam maliyeti 2,5 milyar dolar seviyesinde, peki bu hükümet her sene ne kadar borç faizi ödüyor: senede ortalama 30 milyar dolar borç faizi ödüyor. 20 milyon vatandaşımıza bir senede 2,5 milyar dolarlık bir maaş zammı kaynağı ayırıyorsun, borç faizine bunun 12 misli olan 30 milyar dolar ödüyor. Bu durum son derece acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Memur ve memur emeklimize sadaka mahiyetindeki, çay ve simit hesabındaki bu maaş artışları asla ve asla kabul edilemez”

“Yüzde 70’i ormanlarla kaplı Kastamonu’muzda orman ürünleri yapılıyor evet biliyoruz ama bunların tamamına yakını yarı mamul üretimi olduğu için nihai mamul üretimi yapılmadığı için bu üretimler Kastamonu’n refah düzeyine yeteri kadar katkı sağlamıyor. Benzer şekilde, Küre ilçesinden çıkarılan bakır madeni, işlenmeden yarı mamul olarak, hammadde olarak Samsun’a ve diğer illere gönderildiği için bu bakır cevherinden de, katma değerli bir şekilde Kastamonular istifade edemiyor. Diğer önemli bir konu; Türkiye’nin sarımsak üretiminin neredeyse 3’te birini oluşturan Kastamonu’daki, üretimimiz ancak Türkiye’de ve hatta dünyanın en kaliteli sarımsağını üreten Kastamonulu çiftçilerimiz hayatından memnun değildir. Neden? Emeğinin karşılığını alamıyor da onun için, olması gereken, yeterli fiyattan ürününü satamıyor da onun için, bizim meşhur Taşköprü sarımsağımız, yanlış devlet politikaları yüzündenÇin sarımsağına karşı koyamıyor da onun için. Bütün bu sebeplerle tüm Anadolu’da olduğu dibi Kastamonu’muzda da geçim sıkıntısı var, iş derdi var, aş derdi var. Bunun sonucunda da göç ve yetişmiş insan kaybı var. Bugün Kastamonu’muz geniş arazileri, geniş topraklarıyla 1 milyon insanın hatta daha fazla insanın rahatlıkla yaşayabileceği bir olması gerekirken sadece 350 bin kişi yaşıyor. Sadece İstanbul’da 1,5 milyon Kastamonulu yaşıyor. Bunların çok önemli bir kısmı ata topraklarını terk etmek istemezlerdi, kendi ata toprakları varken, bu kadar geniş topraklar varken neden Kastamonu’yu terk ettiler? İş ve aş imkânı kendi topraklarında olmadığı için.”

“Yıllarca AK Parti hükümetlerinde görev yapmış, bakanlık yapmış, başbakanlık yapmış ve uzun bir zamandan beri bir siyasi parti kurabilmek için bazı siyasetçiler, son günlerde, o döneme ilişkin bildiklerini kamuoyuyla paylaşmakla Sayın Erdoğan’ı ve iktidarını tehdit ediyor. Diyorlar ki, biz bildiklerimizi anlatırsak, bazılarının insan yüzüne bakacak halleri kalmaz diyor. Bunun manası nedir? Siyasi şantajdır. Bu noktada, bu tehdidi yapan siyasetçilere sormak gerekir, madem Sayın Erdoğan iddia ve ima ettiğiniz bu hukuksuzlukları yıllar boyunca yaptıysa, yıllar boyunca en yakınında olan insanlar olarak, bu hukuksuzlukları, bu yanlışları o zaman sıcağı sıcağına kamuoyuyla neden paylaşmadın? Yıllarca Sayın Erdoğan’ın kabinesinde görev yaptınız, en yakın çalışma arkadaşlarıydınız siz de bakandınız, başbakandınız madem Sayın Erdoğan yıllar boyu sizin bulunduğunuz hükûmetlerde bu yanlışları yaptıysa, neden bu yanlışları kamuoyuyla paylaşmadın? Efendim ben başbakan olurken bana dediler ki, ‘sen sadece görüntüde başbakan olacaksın, hiçbir şeye karışmayacaksın, her şeye Tayyip Erdoğan karar verecek’ başbakan olacağın zaman bunu neden söylemedin? Burası bir hukuk devleti, demokrasi var, başbakanın yetkileri, Cumhurbaşkanı’nın yetkileri hepsi tanımlanmış, ben böyle hukuksuz bir şekilde başbakanlık yapmam, bu görevi kabul etmem diye, niye söylemedin? Bu noktada aklımıza ne geliyor? Elbette şu geliyor; biz başbakan veya bakan olduğumuz sürece yanlışları ve hukuksuzlukları saklarız, bunlar bizim için sorun teşkil etmez, fakat başbakan veya bakanlıktan gönderilirsek, dışlanırsak o zaman hepsini ifşa ederiz… Böyle bir tavır, düpedüz siyasi şantaj kategorisine girmez mi?Milletimiz siyasetçilerden beklediği; karşılıklı siyasi şantajlar değildir, karşılıklı tehditleri değildir, güç mücadelesi oyunları değildir, vatandaşın derdine derman olacak çözümleri, projeleri üretmeleridir”

“Bizler borçlanmayla, vergiyle, zamla, devlet kuruluşlarının satılıp yok edilmesiyle değil, Cenabı Allah’ın verdiği nimetleri, zenginliğe dönüştürerek kaynak üreten ve bu kaynağı yandaşlarla, akrabalarla değil, 82 milyonla adil bir şekilde paylaşan bir Türkiye’yi hedefliyoruz. Milletimizin her bir ferdinin çalışacak işi olduğu, aşı olduğu ihtiyacını;sadakalarla, zekâtlarla, erzak paketleriyle, sosyal yardımlarla değil, alın teriyle karşıladığı bir Türkiye’yi hedefliyoruz. Biz tarihin en şerefli, bu aziz milletin evlatlarını belediyenin dağıtacağı kömüre, erzaka değil, Allahtan başka kimseye muhtaç olmadığı bir Türkiye hedefliyoruz. Yeniden Refah Partisi olarak milletin kardeş olduğu, ayrıştırmanın, kutuplaşmanın, fişlemenin olmadığı bir Türkiye’yi hedefliyoruz. Anadolu’nun en ücra köşesindeki kasketli Mehmet ağanın hukuk sisteminde, adalet mekanizmasında, hakim karşısında, İstanbul’da ki en büyük holdingin patronundan hatta Cumhurbaşkanından en ufak farkının olmadığı bir Türkiye’yi hedefliyoruz. Aile ve sosyal politikalarımızı batının dayatmasına değil, inancımıza, kültürümüze, tarihimize uygun bir biçimde belirlediğimiz bir Türkiye’yi hedefliyoruz”

Aktaş güven tazeledi

Yeniden Refah Partisi’nin Cumartesi günü Genel Başkan Fat"Milletimizin ihtiyacını alın teri ile karşıladığı Türkiye hedefliyoruz"ih Erbakan’ın da katılımıyla gerçekleştirilen 1. Olağan Kongresi’nde Kurucu İl Başkanı Abdullah Aktaş delegelerin oylarıyla yeniden bu göreve getirildi.

Aktaş başkanlığındaki Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu:

Musa Turan, Davut Uygun, Özgür Yazkan,  Hüseyin Kuzu, Zeki Karın, Esat Mahmut Karakurt, Aydın Balcı, Halil Köylü, Mustafa Buyan, Özkan Yazkan, İhsan Akça, Mustafa Dönmez, Ahmet Seven ve Salih Urkuş.

Disiplin Kurulu’na  Erdal Baş, İbrahim Demir, Hüseyin Işık, Ercan Duran ve Fikret Kocaoğlu;

Üst Kurul delegeliklerine de Abdullah Aktaş, Musa Turan ve Davut Uygun seçildi.

Kongrenin açılış konuşmasını yapan Abdullah Aktaş, şunları söyledi:

Yeniden Refah partimizin öne çıkan sloganı “Biz Varız” bu slogan çok mana ifade eden bir slogan. Niçin biz varız demeden önce aslında biz hep vardık demek istiyorum.

Biz 1996-1997 de işçiye, memura, emekliye taban fiyatlara Cumhuriyet tarihinde görülmemiş en yüksek zamlar veren, 1974-1977 yıllarında Kıbrıs’ı fetheden, Ağır Sanayi hamlesi gerçekleştiren, ahlaklı ve maneviyatlı toplumun temellerini atan efsane Başbakan Necmettin Erbakan hocamızla vardık. Biz Osmanlı’nın son döneminde Medine’yi Münevere’ye kadar demiryolu projesini yapan ve Resulullah Efendimiz rahatsız olmasın diye rayları keçe ile kaplatan Sultan Abdülhamit Han ile vardık. Biz bir mektupla dünyayı korkudan titreten Kanuni Sultan Süleyman ile vardık. Biz Peygamber Efendi’mizin övgüsüne mazhar olan gemileri kardan yürüten ve İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet Hazretleriile vardık. Biz misafir olduğu evde yatacağı odada Kuranı Kerim var diye yatıp uyumayan Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi Hazretleri ile vardık. Biz Malazgirt’te kendisinden on kat daha güçlü Bizans Ordusu’nu perişan eden Sultan Alparslan ile vardık. Biz bu topraklarda milletimiz için hep vardık ve hep var olacağız.

‘Bizim medeniyetimiz batı medeniyeti karşısında mağlup olmuştur’ diyen prenslerine bir takım yeni partiler kurdurmaya çalışan zalim Amerika, zalim İngiltere ve büyük ağabeyleri katil İsrail istese de istemese de biz bu topraklarda hep vardık ve hep var olacağız.

Niçin ‘biz varız’ diyoruz? İşçimizi, memurumuz, emeklimizi, çiftçimizi, esnafımızı, iş adamımızı kısaca tüm kardeşlerimize garson devlet amacı ile hizmet için biz varız. Teknolojide milletimizi en üst noktalara getirmek için biz varız. Türkiye’mizde İslam Alemi’nde ve dünyada zulmü ortadan kaldırmak için biz varız, eğitimli, ahlaklı ve maneviyatlı bir gençlik için biz varız. Allah’ın bize bahşettiği bu topraklardaki yer altı ve yer üstü kaynaklarını ve insan kaynaklarını değerlendirerek ekonomisi güçlü bir Türkiye için biz varız. Türk liramızın dolar karşısında erimemesi için biz varız.

Netice itibari ile yaşanabilir bir Türkiye, yeniden büyük Türkiye ve yeni bir dünya için biz varız diyoruz. Necmettin Erbakan hocam ile 1996-1997’de Başbakan iken biz il başkanı idik. Bugün yine il başkanlığı kongresinde biz varız ve Allah’ın izni ile önümüzde yapılacak ilk seçimlerde de Dr. Fatih Erbakan yeni Başkan’ımız olacaktır. Bu vesile ile bir kez daha kongremize katılan herkese, emeği ve katkısı geçenlere de teşekkür ediyor, kongremizin ilimize ve ülkemize de hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.”

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ